25 Eylül 2020

En Çok Okunan 10 Leyla Erbil Kitabı

En Çok Okunan Leyla Erbil Kitapları

Türk Edebiyatının en ünlü kadın yazarlarından Leyla Erbil 12 Ocak 1931 tarihinde İstanbul’da doğdu. Yazar hayatı boyunca birçok ünlü eseri kaleme aldı. Leyla Erbil, 19 Temmuz 2013 tarihinde öldü.

Leyla Erbil

Leyla Erbil’in En Çok Okunan Kitaplarının Listesi ve Konusu

Tuhaf Bir Kadın

1. Tuhaf Bir Kadın

Leylâ Erbil’in zihinsel özgürlüğü, en başta, yapıtlarının, alışıldık edebiyat türlerinin sınırlarını zorlama sonucunu doğurmuştur. Genellikle öykücü ve romancı olarak tanınsa da, Erbil’in yaygın kabul gören bu edebi türlerle, onların klasik formlarıyla bir “sorunu” olduğu hemen her yapıtında fark edilir. Kabaca “roman”, “öykü” diyebilsek de, türünü, yaslandığı geleneği ilk anda tam belirleyemediğimiz, birbirini yinelemeyen, kendine özgü yapıtlar ortaya çıkarmıştır. Yine de, belli bir tanışıklıktan sonra, bilmediğimiz bir metni elimize geçse, onun Erbil’e ait olduğunu rahatlıkla anlarız. Tuhaf Bir Kadın’ın önceleri bir öykü kitabı sanılmış olması bu bağlamda ilginçtir. Yazarın romanını “bitirmemesi” de önemlidir. Bu romanın yeni baskısında yazar, okura, Mustafa Suphi’nin kaderiyle ilgili yeni kaynaklar ulaştırır. Dikkat edilirse, tanımı gereği bitmiş, yazarından kopmuş, okura fırlatılıp orada kalakalmış bir edebi türde, romanda yapılmaktadır bu güncelleme.

Tuhaf Bir Erkek

2. Tuhaf Bir Erkek

bütün acılara karşın hayat içimize bir nota bırakır ya

en bitik günümüzde direnme notasını

bir zarfa mı koyar bir deniz çırpıntısıyla mı savurur yüzümüze

neşe üşüşür hayatımıza birden güç aşılar iyi güçtür

başeğdirmeyen umut altın kafesinden

çıkıverir dolaşır tepemizde

Zihin Kuşları

3. Zihin Kuşları

“Zihin Kuşları, durağanlaşmış edebiyat ortamımızda sanki yetmişli yılların canlı, temiz, taze rüzgârlarını yeniden estiren bir kitaptır. Leylâ Erbil, düşünce yazılarından edebiyatçılığını, edebiyatından düşünsel altyapısını sezebildiğimiz, duru, saydam olduğu kadar çok katmanlı ve derinlikli bir yazar.

“Zihin kuşları” nereye uçuyor, nereye konuyor? Bu kitap boyunca onları takip ediyorsunuz, kanat çırpıntılarını duyuyorsunuz; ama bir uçuş programı, bir rota çıkarmak isterseniz yaya kalıyorsunuz. Neden böyle? Çünkü Erbil, denemeleriyle bizi bir şemaya, bir sisteme bağlamayı amaçlamış değil. Tersine, kuşlara serbestçe uçup konsunlar diye ufkumuzda yer açalım istemiş olmalı.

Kalan

4. Kalan

hiçbir şeyden ve her şeyden kalan

bir zamanlar justinianos’ların, fatih’lerin hüküm sürdüğü istanbul’un altında, şimdi toprakta gömülü olan binlerce yılın kalıntısından kalan… ibrahim ve ishak’tan kalan… insanların birbirlerini ayakkabılarından tanıdığı savaşın yokluk günlerinden kalan… farandolaların dönüldüğü, rum ustaların elinden çıkma üç katlı, ahşap evlerden kalan… kierkegaard’ın hasetinden kalan… elbette “kederli bir şiir”den kalan…“kederden mi neden bilmem sararmış rengi ruhsarı..” bir kitaptır kalan… lahzen’in göz ucu ile bir kere bakıncaya kadar geçen zamandan kalan…

Cüce

5. Cüce

Zenîme’ydi adı. Zaman zaman kederli, derin yeislere kapılmış bulurdum onu, zaman zaman neşeyle taşmış kırıp geçirirdi gülmekten insanı. Güzelliği silinmemişti büsbütün. Lokma gözlü, uzun boylu, incecik, düzgün vücutluydu; kadınsı çizgileri yerindeydi hâlâ. Tuhaf kostümlerle dolaşırdı evin içinde.

Hayatının herkese kapadığı bir noktası bir gizi, gerçek bir acısı olmalıydı bence, ama yine de dolu dolu yaşamış, dünyanın her bir yerinde sevgilileri olmuş; gözü arkada kalmamış, güçlü bir kadına benziyordu. Zenîme Hanım’ın oturma odası ya da salonu sanki orta yerde ulu bir çınar varmış da onun tüm yaprakları sonbaharın gelişiyle kuruyup dökülmüş gibi yerlere serilmiş yazılı yapraklarla doluydu. Kâğıtlar da kim bilir ne uzun süre orada öylece kalmışsa onlar da sararmış solmuştular.

Bir gün “Al götür onları artık gözüm görmesin!” dedi, ikramda bulunurcasına bana! Zenîme Hanım, ad falan koymamıştı kitabına. Cüce adını ben koydum. Zenîme’ydi adı.

Mektup Aşkları

6. Mektup Aşkları

Aşk mektubu kime yazılır? Bu soru ilkin burada bilineni yinelediğim izlenimini uyandırmış olabilir. Aşk mektubu âşık olunan kimseye yazılmaz mı, bundan daha açık bir şey olabilir mi? Fakat âşık olunan kimse kimdir; mutlak olarak aşk mektubunu yazdığım, adresine gönderdiğim kimse mi? Ya o kimse adresinde yoksa ya da aynı adda iki kişi varsa? Bunlara iletişimin cilveleri denip geçilebilir. Ya da daha da karmaşık bir durum olarak ve Leylâ Erbil’in Mektup Aşkları’nda bize gösterdiği gibi, aşk mektubunu yazan kişi onu neredeyse kopyalayıp iki ayrı kişiye göndermişse, belki de onun asıl amacı buysa? Aşk mektubu bu yoldan amacına ulaşır mı? Bu amaç nedir?

Tezer Özlü'den Leyla Erbil'e Mektuplar

7. Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar

Duyguların, duyumların, düşüncelerin dolaysız, sade, birebir aktarımıdır mektuplar. Hele de “en yakın” arkadaşa, bir “can dostu”na yazılmışsa, yazılan Leyla Erbil, yazan da Tezer Özlü’ysem… bu mektuplar, okuru bir başka boyuta taşıyor.

Gecede

8. Gecede

Leyla Erbil’in öykülerinin ve romanlarının odağında hep bir kabus çekirdeği vardır. Bu çekirdek okurlarının korkularını da kışkırtır. Korku ve kabusu besleyen ise yaşamda ve edebiyatta kadınların kucaklaşması değil. Değinmesi bile yasaklanmış konu ve sorunların incelenmesidir.

Leyla Erbil, birçok söyleşisinde “insan yaralı, sakatlanmış doğduğuna sevgiyle, sevecenliğe muhtaç olduğuna” değindi. Ancak yazarken “insanlığın her an şaha kalkabilecek kötülük tohumlarıyla donanmış olduğunu” da görmezdin gelmedi. Onun insanı yansıtma yöntemi daha çok “delilik görünümlü Yelpazede” yer aldı, öykü ve romanlarındaki deliye “gerçekmleri, söyletti.

Hallaç

9. Hallaç

Leylâ Erbil daha ilk öykü kitabı Hallaç’ta alışılmış öykü yazımını zorlar, öykünün sınırlarını kurcalar. Dünyaya bakışında döneminin öbür yazarlarından farklı bir tutum içindedir. Burjuva yaşamasının yapaylığını, ikiyüzlülüğünü, kaypaklığını gözlemcilikle verir. Hallaç’taki “İncik Boncuk” öyküsünü imleyelim… Selim İleri

“İyice güzel olduğum bi gündü. Yola çıkmadan önce, garın sinek pislikli aynasında bile görmüştüm bunu. Bakılası, konuşulası, ardına düşülesi bi günümdü. Kız birden, dergilerini yanına atıp nereye gittiğimi sordu. Aldırmayayım, duymazlıktan geleyim de, benim de onu hiç önemsemediğimi anlasın, içerlesin, dedim önce; ama üç dört saat daha bu odacıkta tutsak kalacağım düşünüyle yanıtladım onu. Kendisinin de oraya gittiğini söyledi. Sözden söze geçerek de, annesinden döndüğünü, iki yıldır evli olduğunu, kocasının kırk dokuz numara kundura giydiğini, sevişerek evlendiğini saydı döktü. Ağzını büzerek yarım yarım konuştuğundan, ne dediğini anlayamıyor, hemen hemen her sözünü yeniden söyletiyordum. Bu yüzden, tek konuşmalık süre katmerleniyor, konuları da ilgilendirmediğinden beni, yeniden sıkılmaya başlıyordum. Tüm yolcuların, yolcu olmayanların da, bi annesi, bi kocası-karısı, masası, boyu bosu vardı şüphesiz.”

“İncik Boncuk” adlı öyküden.

Karanlığın Günü

10. Karanlığın Günü

Güvercinler Apartıman Aydınlığına Boşluğa Karınlığa nereden sızmışlardı anlamamıştık. Nasıl oluup da buzlu camlarla kapatılmış aydınlık çatısını aşıp -aşamayıp- kurşun pembesi kısa burunlarıyla camları çıt çıtlayarak görünmez delikler açtıklarını, o görünmez deliklerden içeriye süzüldüklerini, usulca kaldırıp buzlu camı, gene usulca takıp yine apartıman Boşluğunu doldurduklarını, Aydınlığı, nasıl olup da herhangi bir katın sokağa bakan penceresini bulduklarında açık, öylesine davranıp tez, gönderdiklerini ilk öncü güvercini, Partizanı…” Bu roman, bir kadının birkaç saatini; tarihi, toprağı, sırrı biriktirmiş bir camdan, bir bellek aynasından (balkon kapısı); “eriyik-zaman” potasından aktarıyor. Karanlığın Günü, kendi ötesine gidip kendini yok eden şer mutasavvıfları, polis insanları, günün devrimcilerini; boş inançla bilimselin, groteskle düşselin; saçmanın, cinselliğin, mizahın ölümle yoğrulduğu özgün bir kurgu-dokuyucu Leyla Erbil’in “senfonik anlatımıyla” sunuyor. Bir ağıt roman.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.